Sokak iftarı ilham verdi
Türkiye’deyken nasip olmayan baba ocağında Ramazan geçirmek ABD’ye yerleştikten sonra kısmet oldu. Bu yıl orucun büyük bölümünü Manisa Akhisar’da tuttuk. Her gün okuduğumuz Ramazan sayfasında yayınlanan “sokak iftarı” bize ilham verdi. Ailece bir “mahalle iftarı” organize ettik.
Önce bizim bölgedeki yatalak hasta, muhtaç ve yalnız yaşayan yaşlıları tespit ettik. 10 ev 20 küsur kişi. Kadir Gecesi’nden bir gün önce eşim ve çocuklarımla bu evleri ziyaret edip, “Yarın başka bir programınız yoksa iftar yemeğinizi biz evinizde ikram etmek istiyoruz.” dedik. Duygulu anlar yaşadık. Bir tanesini anlatmadan geçemeyeceğim: 70 yaşlarında, hanımı evden çıkamayan bir amcamız, “Hanım bu hale geleli 6 yıldır hiçbir iftar davetine katılamadık.” deyip gözyaşına boğulunca biz de kendimizi tutamadık. Akhisar’ın en nezih lokantasıyla iftardan yarım saat önce yemekleri teslim almak üzere anlaştık. İftar saati sıcak sıcak servis yaptık. Ailece hayatımızın en güzel Kadir Gecesi’ni yaşadık. Sağ olasın Zaman! Onur Kaya / Manisa
Siz oruç tutarsınız muhtemelen
Bundan 8 yıl evvel Kıbrıs’ta öğrenciyiz. Türkiye’den giden 5 arkadaş bir evde kalıyoruz. Ramazan’ın ilk gününde ikindiden sonra yemek yapmak için mutfağa girdim ama evde tüp bitmiş. Kıbrıslılar öğleden sonra çalışmadığı için tüpsüz kaldık. Mecburen kahvaltılık yiyeceğiz ama çay da yapamıyoruz, çay için fırının içine su koyup ısıttık.
Demleme çay yapacağız. Vaktin girmesine çok az kala kapımız çalındı. Aşağı kattaki hiç karşılaşmadığımız Kıbrıslı komşumuz elinde bir tepsi ile geldi. Kıbrısın meşhur patatesli köftesi var elinde. “Siz oruç tutarsınız muhtemelen. Büyüklerimiz ilk gün yemek dağıtırlardı. Biz tutmuyoruz ama büyüklerin adeti yerini bulsun.” dedi. Gözlerimiz dolu dolu önce şükür namazı kılıp ardından sofraya geçtik. Allah hiçbir zaman kulunu yalnız bırakmıyor. Zehra Şahin / İzmir
Lahmacunlar dondurucuda
Oğlumun Hollandalı arkadaşını ailece cuma günü iftara davet ettik. Tabii ki sevinerek kabul ettiler! Bir taraftan akşamki iftar yemeğini hazırlıyorum, bir taraftan da cuma günkü iftara menü düşünüyorum.
Türk mutfağının vazgeçilmezlerinden olsun istiyorum. Lahmacun da yapsam diye düşünüyorum ama yalnızım. Ya yetiştiremezsem, eşime söylesem işten gelirken hazır mı alsa, yok o da evde yapmış gibi olmaz ki, neyse yetiştirmeye çalışırım, diye düşünürken kapı çaldı. 3. katta oturan Gökçe ve Gürkan ellerinde bir tabak lahmacun, bir tane de sarı gül ‘teyze Kadir Geceniz mübarek olsun’ demezler mi? Ne kadar şaşırdım ve sevindim. Ellerine sağlık komşum! Lahmacunlar cumaya kadar dondurucuda! Şükürler olsun Göndertene! Meral / Capelle aan-den Ijssel
Banka hesabımda para var!
Erzurum’da 1. sınıfta okurken Ramazan’ın birinci günü idi. Okuldan eve gidecektim. Eve gitmek için de arabaya binmek gerekiyor ama param bitmişti. Ezanın okunmasına az bir süre kalmıştı. Kimseyi tanımıyordum ve çaresizdim. Soluğu bankada aldım. Ezan okunmuştu.
Bankamatikteki hesabımda 95 lira gözüküyordu. Şoke olmuştum. Hemen bizimkileri aradım, göndermediklerini söylediler. Yine şoke olmuştum. Sonra öğrendim ki, parayı gönderen gönüllü eğitimcilerden Bayram abi idi. O parayla iftarımı açtım, eve gidene kadar Bayram abiye dua ettim. Rabb’im cennetine koysun, ailesine bağışlasın. Remzi Kaya / Ağrı
Hesabı kim ödeyecek?
Yıl 2000, yer İzmit. Öğrenciyiz. Her akşam bir hayırseverin ya evinde veya evde hanımını ikna edememişse sponsorluğunda bir lokantada iftarımızı açıyoruz. Yine bir akşam iftar için ‘Maçka lokantasına gidin ve Ahmet abinin selamıyla istediğinizi yiyin’ diye bir telefon aldık.
7 kişi girişte Ahmet abinin selamını söyledik, yer gösterdiler, oturduk. Karnımızı güzelce doyurduk. Selam verip çıkalım dedik. Lokanta sahibi “hesabı kim ödeyecek?” diye sordu. “Girişte Ahmet abinin selamını verdik ya!” deyince “Ben de selamını aldım.” dedi. “Burası Maçka lokantası değil mi?” diye sorduğumuzda lokanta sahibi dışarıdaki levhayı gösterip “Burası Akçabat lokantası” dedi. O gün bir aylık mutfak masrafımızın yarısını lokantaya verdiğimizi hâlâ unutamıyorum. Seyit Özlü / Frankfurt
Yanlış gelmedik değil mi?
Geçen sene arkadaşlarla bir öğretmen abinin evine iftara gitmiştik. İftar dönüşü karanlıkta ilerlerken bir ev dikkatimi çekti. ev üç katlıydı. Civar evlere göre oldukça güzel bir evdi. “Şöyle bir evde iftar açmak nasip olmadı.” sözlerini sesli söyledim.
Ertesi gün de bir başka iftara davetliyiz. İftar sahibiyle bir yerde buluştuk koyulduk yola. Ama ben bu sokakları hatırlıyorum. Evet dün bu mahallede iftar yaptığımız aklıma geldi. Ufukta bir ev göründü. Baktım o güzel eve giriyoruz. “Abi yanlış gelmedik değil mi?” Başımdan geçenleri iftar sonrası anlattım. Bu olay her aklıma geldiğinde Rabb’imi tesbih etmekten kendimi alamam. H. H. Akıncı/ Karaman
İyilik karşılıksız kalmıyor
Arabama benzinlikte yakıt alıp kasada ödeme yaptım. Ama 60 Euroluk yakıt aldım. Para üstünü cüzdanıma koyarken 80 Euro olduğunu fark ettim. Geri dönüp fazla parayı kasiyer bayana verdim, çok sevindi.
Arabama bindiğimde koltuğun altında bir kutu gazozu fark ettim. O sıcakta çok da susamıştım. Açtım içtim, bayağı soğuktu. Dışarı çıkıp kutulu atarken oruçlu olduğum aklıma geldi. Biraz önce yapmış olduğum güzelliği Rabb’im bana hemen oracıkta başka bir güzellikle yansıtmıştı. Rabb’im yapılan iyiliği karşılıksız bırakmıyor. Ayhan Gemici, Ibbenbüren / Almanya
Bamya-pilav-yeşil erik
Yıl 1985-86. Ankara’da Aydınlıkevler’deki Telekom Genel Müdürlüğü o zamanlar PTT eğitim merkezi. Zannederim ilkbahardı. Ramazan arifesinden kursa geldik.
Yemek hanede öğle yemeği yedik, bamya-pilav-yeşil erik. Akşam yemeği yine bamya-pilav-yeşil erik. Maalesef yedik. Gece de sahura kalkacağız. Herhalde sahurda güzel bir yemek verirler diye bekliyoruz ama ne olsun; yine bamya-pilav-yeşil erik. Mecburen yedik ama içim dışım bamya-pilav-erik olmuştu hiç unutamam. İsmail Şan/ Çankırı
İyi ki geride kalmışım
Afyonkarahisar’da üniversite 2. sınıftaydık. Bir hayırsever bizi iftara davet etmişti. 6 kişi okul çıkışında durağa gelip dolmuşu beklemeye koyulduk. İftara 15 dakika kala dolmuş geldi. Arkadaşlar bindi; ama ben binemedim, çünkü ağzına kadar doluydu.
Durakta tek başıma beklerken tanımadığım birisi beni iftara götürdü. Sonra 150 TL harçlık verdi. O para evdeki arkadaşlarımızla bayrama giderken yol paramız olmuştu. Temel Gözetelik / Nijerya
İftar vakti kayıp bir dede
Geçtiğimiz cuma günü, iznimizi geçirmek üzere kardeşim, eşim ve küçük Zeynep bebeğimizle yola çıktık. Gideceğimiz yer Afyon’un Karacaahmet kasabası, çalıştığımız yere 30 km mesafede. Biz yolda iken iftar oldu. 5 km yolumuz kalmıştı. Yol kenarında bir dede gördük.
Hava kararmış, ne yapar burada, alsak dedik ama araba tıka basa dolu, oturacak yer yok. Eşim ‘Bizi bırak, dönüp dedeyi getir.’ dedi. Onları bıraktım, babamı da yanıma alıp döndüm. Dedenin yanına geldim. Anıtkaya’ya gidiyormuş. Belli ki dede yolunu şaşırmış, yürüyerek üstelik ters yönde gidiyor. Dedeyi alıp çıktık yola. Anladık ki sağlıklı değil, alzheimer olsa gerek. Babamın asker arkadaşı vardı, o tanıyormuş. Dedenin kayıp anonsu cami minaresinden yapılıyordu. Oğlu yanmış tutuşmuş, binmiş gelmiş Ankara’dan. Dedeyi arıyorlarmış. Dualarını aldıktan sonra gönül rahatlığı ile oradan ayrıldık. Babamın arkadaşının evine gittik. İçeri girer girmez yatakta yatan hasta dede ‘Geldin mi Osman?’ dedi babama, sanki yolunu gözlermiş gibi. Arkadaşın babası kanser hastası imiş, sekerat halinde. Rabb’imin sevki ile hem yoldaki dedemizi salimce evine ulaştırdık hem de hasta dedemizle helalleşip ziyaretimizle duasını aldık. Hasan Öztürk-Kütahya
Ameliyathanede iftar
Bir Ramazan günü iftar saatinde ameliyattaydım. Ameliyathanede oruç açmak için hiçbir şey yoktu. Musluktan akan suyla orucumu açtım ama yemek yiyemedim. Ameliyattan, iftardan 2,5 saat sonra çıktım. İşte o zaman ilk defa gerçek anlamda fakirlerin halini anladım.
Demek ki oruç tutup her akşam tam teşekküllü sofralarda iftar etmekle Ramazan tam anlaşılmıyormuş, anladım. Mehmet Erol- Trabzon
Bu benim ikramım olsun
Yeni dönem için temizlik yaptık, kızlarla sahuru dışarda yapmaya karar verdik. Ama yeterli bütçemiz olmadığı için geceden arayıp pazarlık yaptık. Gittiğimiz yer gayet nezih bir yerdi.
Semaver eşliğinde sahurumuzu yaptık. Hesabı ödemek için kasaya gittiğimizde abi tebessüm ederek, “Yanlış anlamazsanız bu benim ikramım olsun” dedi. Çıkışta Kütahya’nın meşhur Ulu Cami’sine gittik. 18 kişi o abimize dua ettik. Teşekkürler simit sarayı… Hale-Kütahya
Yarım hoca oruçtan eder
Ramazan, tam yaz ayına denk gelmişti. 7-8 yaşlarındaydım. Dayımın kızı benden 5 yaş büyük ve ikimiz de oruçtuk. Annemlerin ısrarlarına rağmen oruca niyetlendim. Kah yatıyor, kah gezip oynuyordum. Bir ara oruçlu olduğumu unutup diğer çocuklarla yemeğe oturdum.
Tam iki lokma aldım, dayımın kızı ‘Sen oruçlusun ya. Ama Allah unutup da yediğin için affeder, oruca devam et dedi.’ Daha sonra ben oyuna daldım ve oruçlu olduğumu unutarak tekrar ekmekten bir parça bölüp ağzıma götürdüm. Bu sefer dayımın çok bilmiş kızı ‘Allah bir defa affeder ikincisini affetmez, artık sen günahkar oldun yemek yiyebilirsin’ dedi. Ben de hem yemek yedim, hem de günahkar bir çocuk olarak akşama kadar üzülmüştüm. Hülya Filiz
Satmam oruçlarımı!
Arkadaşımın 6 yaşındaki oğlu, bu yıl arada bir öğlene kadar oruç tutuyor. Annesi, “Oğlum tuttuğun oruçları ben bütünleyip bayramda senden satın alacağım” demiş.
Yusuf da maşallah çok akıllı, cevabı hazır, “Eee anne sen tuttuğum oruçları satın alırsan, ben nasıl cennete gireceğim!..” Asiye-Düzce
Herkes fasulye getirince!
Elektrik üretim santralinde çalışmaktayım. Vardiyalı çalıştığımız için yemekhaneden ayrı olarak evden getirdiklerimizle iftar yapıyoruz. Hem muhabbet artıyor hem de bol çeşit oluyor. Ramazan’ın ilk günü herkes getirdiklerini masaya koydu ve sefertaslarının kapakları açıldı. Fakat o da ne! 10 kişinin yarısı taze fasulye getirmiş. İlk gün taze fasulyeye doyduk. Hadi olur böyle yarın farklı getiririz dedik. 2. gün ise bu sefer biber dolmaları vardı menüde. Baktık olmuyor, her birimiz için menü hazırladık. Artık bol çeşit iftarlarımız oldu. Evde iftarın tadı başka tabii ama işyerinde arkadaşlarla yakaladığımız muhabbet ortamını da hiçbir şeye değişmem. Carullah Gümüş- Muğla
Kızılcıklar olmuş mu?
Marketten alışveriş yapmaktayım. Sebze ve meyve reyonunda meyveler bizleri Cenab-ı Mevla’nın verdiği o tadı paylaşmaya davet ediyordu sanki. Bir ara gözüm kızılcık kasasına ilişti. Her bir tanesi o anda birer cennet meyvesiymiş gibi nefsime hoş geldi. Beyaz sakallı ağabey de kızılcıklarla ilgileniyordu. ‘Bey ağabeyciğim, galiba kızılcıktan anlıyorsunuz, bunların tadı, kalitesi nasıl?’ demeye kalmadan kızılcıklardan birkaç tanesini ağzına attı ve ‘Çok güzel, ufak ve yumuşak olanı çerez gibi ye!’ dedi. Oruçlu olduğumu unutmuş gibi davranarak ‘Bir tane de ben tadayım, tadı nasılmış’ diyerek güya bir kızılcık tanesini ağzıma götürmeye çalıştım. O anda o güzel ağabeyimiz büyük bir telaşla ‘Dur ne yapıyorsun, oruç…’ sözlerini tamamlayamadı. Önce elindeki kızılcıklara baktı, sonra ağzındakileri hatırladı. İkimiz de kahkahalara boğulduk. Mehmet Coşkun-Tokat
Fasulye ile hâlâ küsüz
Üniversite yıllarımızda oturduğumuz apartmanda bizi çok seven bir komşumuz vardı. Komşu ablamız mukabele arkadaşlarına ‘Bunlar öğrenci, ailelerinden uzaktalar, ev yemeklerini özlemişlerdir, sırayla iftara davet edelim.’ demiş.
İftara çağırmadan önce bir ablamız, ev arkadaşımız Müşerref’ten taze fasulye ve yoğurt çorbasını sevdiğimizi öğrenmiş. İlk iftarımızda taze fasulye ve yoğurt çorbası görünce çok sevindik. İkinci iftarımızda da görünce “Allah bizi çok seviyor” diye düşündük. Üçüncü, dördüncü derken her iftarda aynı menü. Meğer, sadece bir komşumuz bunu duymamış. Malum Türk misafirperverliği… ‘Fazla muhabbet tez ayrılık getirirmiş’ derler ya biz hâlâ fasulyeyle küsüz. H.Kübra Duru-Ankara
Karşılıksız hizmete karşılıksız dua
Erkul Koleji Mezunları Derneği’nce arkadaşlar bir iftar çadırı açtılar. Ben de onlara her gün eşlik ediyorum. Herkes sıraya geçip yemeğini yerken yemek sonrasında dili dualı bir teyze, her akşam gelip yemek yemeyeceğini söyleyerek, oradaki gençlere dua ediyor.
Karşılıksız hizmet edenlere karşılıksız duayı öğretip gidiyor. İftar çadırlarının çok manzarası vardır elbette ama böyle bir manzara beni derinden vurdu. ‘Artan ekmekleri de pisilerime götüreyim’ diye alıp kedilerine götürüyor. Halinden sevgi okunan bu teyzeyi unutmayacağım. Osman Tarhan-Kocaeli
Bütün mahalle iftar sofrasında
Geçen sene, mahallemizin fırıncısı Necati abimiz iftar veriyordu. Biz de davetliydik, tabii ki. Hem de bu davet sadece bize ya da birkaç aileye yapılmamıştı. Bu davet bir sokağa da değildi, koskoca bir mahalleye yapılmıştı. İlk duyduğumda çok şaşırmıştım.
Davete icabet sünnettir dedik. Oraya vardım, bambaşka bir atmosfer, bütün mahalle (Tilkiler semti) orada bulunuyordu. Yol masalarla dolu. Bir grup iftara devam ediyor, bir grup ise ayakta masaların boşalmasını bekliyordu. Ben de ayakta bekleyenlerle beraberdim. Ne tatlı bekleyişti o. Bize de sıra geldi ve orucumuzu açtık. O gün yemekler bir başka tatlıydı. Ne de olsa bütün mahalle beraber bir ibadeti yerine getirmenin neşesi vardı içimizde. Fatih-Muğla
Sahurda mangal!
Öğretmen arkadaşlarımızla 11 Eylül akşamı (önceki gece) teravihten sonra bir araya geldik. Kadir Gecesi’nin de yaklaşması münasebetiyle beraber olalım, Kur’an-ı Kerim okuyup gecemizi değerlendirelim istedik. Sahura Hasan Korkmaz Bey güzel bir menü hazırlatmış hem hoşumuza gitti, hem de şaşırdık. Üstelik böyle de sahur olur mu dedirten cinsten. Menüde “ezogelin çorba, bulgur aşı ve mangal ziyafeti” vardı.
Mangal sabahın 04.00 sularında “Yenir mi yenmez mi?” demeyin. Ortamı olunca, arkadaşlık muhabbet olunca öyle yendi ki çok memnun kaldık. Şimdi hocamızdan atraksiyonlar bekliyoruz. Emre Merdan-Afyonkarahisar
Pirinçleri tek tek ye oruç bozulmaz
İlkokul 4. sınıftaydım. Yeni yeni oruç tutmaya başlamıştım. Bir gün camideki vaazda orucu bozan ve bozmayan şeyler anlatılıyordu. Bozulur bozulmaz derken kafam karıştı. Bir pirinç tanesi kadar yerseniz oruç bozulur, dedi galiba ama ben onu bozulmaz anladım.
Eve gittiğimde buzdolabına baktım, annem sütlaç yapmış. Camide duyduğum aklıma geldi. O sütlaçtaki pirinçleri kaşık kaşık yersem bozulur diye tane tane ayırıp yedim. Akşam sütlaç tabağının yarısını eksik gören anneme ve babama durumu anlatınca önce güldüler. Sonra da ‘Bugün orucun bozulmadı ama bir daha aynısını yaparsan bozulur.’ dediler. Ahmet Akgün-Afyonkarahisar
Kibirden dersimi aldım
Yıl 2000. İki camiye sahip küçük bir ilçenin ilahiyatta okuyan ilk ve tek öğrencisi bendim. İlk dönemin ortalarına denk gelmişti Ramazan Bayramı ve ben Kadir Gecesi’nden sonra ailemin yanına gitmiştim. Teravih için camiye doğru yola koyulduk.
Ailemin de teşvikiyle -daha doğrusu tahrikiyle- imam yanlış okur ben de düzeltir, millete kendimi beğendiririm düşüncesiyle tam imamın arkasında yerimi aldım. Bekliyorum ki imam yanlış okuyacak ben de düzelteceğim. İmam üçüncü rekata kalkıp fatihayı okumaya başladı ve ”iyyeke na’budu” deyip sustu. Sandım ki unuttu. İşte tam sırası deyip arkadan “ve iyyeke nestain” diye yüksek sesle birkaç kez imamı uyardım. Ama nafile, imamdan ses yok. Sonra fark ettim ki, yatsı namazının farzını kılıyoruz. Farzların son iki rekatında fatiha açıktan okunmaz. İlahiyatçı olmanın mevhum kibirini şöyle ağız tadıyla yaşayayım derken kibir benim burnumu yere öyle bir sürttü ki, hayatımda belki de hiç bu kadar utanmamıştım. Bekir Dönmez-Ankara
Davulcudan istek marş
Sivas’ta öğrenciydik. 5 arkadaş aynı evde kalıyorduk. Evimiz en alt katta idi. Final zamanlarına denk geldiği için uyumamış sahura kadar ders çalışmıştık. Mutfakta 5 kişi birden sahur hazırlarken davulcu amca bizim sokağa geldi.
Mutfağın önünden geçerken seslendik, üşümüştür diye çay ikram ettik. O zamanlar Ramazan kışa denk geliyordu. Sivas’ın kışını bilenler bilir. Davulcu amcanın çok hoşuna gitmişti, pencere açık bizle sohbete başladı. Biz de ondan ‘ceddin deden neslin baban’ marşını çalmasını istedik. Biliyormuş. O çaldı, biz de mutfakta 5 kişi halay çektik. Allah razı olsun sınav stresimizi almıştı. Ondan sonra ne zaman bizim sokağa girse çıkana kadar mehter çalardı. Sokağı döndükten sonra başka şey çalardı. Vay be! Hey gidi günler. Sacit Kalkan-Şanlıurfa
Nerden bileyim 16 kişi geleceğini?
Kızlar telefon açtılar, 12 kişi geliyoruz diye. 12 bu az mı? Doldurdum yemekleri. Akşam dedikleri sayının yarısı kadar geldiler. Yemekler kaldı. Eşim ve çocuklar aynı yemekleri yemekten gına geldi.
Tam yemekleri bitirmiştik ki bir telefon daha geldi ‘abla iftara geliyoruz 8 kişi’ diye. Eşim ‘aman az yap, ben daha yemem’ dedi. Eh zaten kızlar da az yiyorlardı. Hem eş sözü tutalım, hem de israf olmasın diye az yaptım. Nerden bileyim 8 deyip 16 kişi geleceklerini? O akşam ki kadar tahiyyat okuduğumu hatırlamıyorum. O akşamki kadar güzel bir iftar geçirdiğimi de. Rabb’im bereketini indiriverdi soframıza. Gönül Yıldız-Balıkesir
Orucumuz çok bozulmasın
Kardeşim 1. ya da 2. sınıftaydı. Okul çıkışı öğretmeni ve arkadaşlarıyla birlikte bize iftara geldiler. İftara daha var, çocukların acıktıkları her hallerinden belli.
Annem de vakit geçirsinler diye meyve getirdi, çocuklara dağıttık. İçlerinden biri ‘Arkadaşlar meyvelerimizi çok yemeyelim de orucumuz çok bozulmasın.’ demişti. Zaten demesiyle biz de kopma noktasına gelmiştik. Çocuk aklı işte, oruç bozuldu mu bozulmuştur, azı çoğu olur mu? Şeyma-Manisa
Orucu bozmayan huni
Afyon’un Çay ilçesinde ilkokul yılları. Havaların çok sıcak olduğu bir dönem. Okul çıkışı mahallemizin toprak sahasına koşup sıcağın altında saatlerce futbol oynadık. Sıcaktan ciğerimiz buruşmuş ve ağzımızın içi adeta kurumuştu.
Buz gibi akan mahalle çeşmesine uğrayıp başlarımızı çeşmenin altında bir süre tuttuk. Amcamın oğlu Burhan eline aldığı gazete kağıdından huni yaparak bize döndü ve “Bu huniyle içilen su orucu bozmaz.” dedi. Müftü edasıyla verdiği fetva sonrası huniyle kana kana su içti. Bunu gören diğerleri de etraftan gazete aramaya başlamışlardı. Huni ile su içmek çok mantıklı gelmemişti bana. Elime bir gazete parçası alıp ne zaman bir külah yapmaya başlasam bu olay aklıma gelir ve gülmekten alamam kendimi. Nihat Kayıkçı-İzmir
Sokağımızın unutulmaz iftarı
Geçen pazartesi bizim sokakta iftar vardı. Çocuk, genç, yetişkin ve yaşlı toplam 45 kişiydik. 10 ev ve mükemmel bir menü. Bazı evler yemek hazırladı; bazı evler de ekmek, meyve, içecek vs. getirdi.
İftardan iki-üç saat önce hazırlıklar başladı. Recep amcaların bahçeye kadınlar ve çocuklar, Selahattin amcaların bahçeye de erkekler için sofralar kuruldu. Büyük küçük herkes koşuşturuyordu. Ben de salataya yardım ettim. Sokağımızın bakkalı Şaban amca iftardan önce Yasin Sûresi’ni okudu ve dua etti. Akşam ezanı okunduğunda herkesin yüzünde tatlı bir tebessüm vardı. Hem iftar sevinci hem de beraber olmanın mutluluğuydu bu. İftardan sonra herkes aynı şeyi düşünüyordu: Unutulmaz bir iftardı bizim sokak adına. Ayrıca bu iftar komşuluk ilişkilerimizi pekiştirmiş, komşuların kaynaşmasını sağlamıştı. Rabb’im tüm komşularımızdan, Şaban amcadan ve cümlemizden razı olsun. Tuba Ertürk-Ankara
İftarda ezana kavuştuk ama
1995 kışında Almaata’da ilk Ramazan’ımızdı. İftara yakın cam kenarında hanımımla oturur, Alatav dağlarının karlı yamaçlarındaki akşam kızıllığını seyrederek ve saati gözeterek sessiz bir ortamda iftarı beklerdik.
Öyle zamanlarda hanımın hüznünü dağıtmak için türlü şaklabanlıklar yapar, o havayı dağıtmaya çalışırdım. Öyle öyle beş Ramazan geçirdik. Vaktaki sılaya avdet ile ne vakit iftarda ezana kavuştuk, şimdi ilk ‘Allahuekber’ ile birdenbire karnım doyuyor, susuzluğum gidiyor; sanki ortadaki sofra bana fazladan bir şeymiş gibi geliyor. Bütün damdan düşenlere Allah sabır versin. Ramazan Altıparmak
İftarda üzüm ekmek yesek yeter
Geçen sene Ramazan’da Yusuf arkadaşımla Erenköy’deki dükkandan çıkıp Çamlıca’ya eve yetişecektik. İftara 10 dakika kalmıştı. Yetişmemiz çok zordu. Ona “Şurada oturup üzüm ekmek alır.” yeriz dedim. Durakta beklerken ezan okundu.
Hemen sonra 2 No’lu Bostancı-Üsküdar otobüsü geldi. Biner binmez ne görelim, şoför bey bir poşet üzümü açmış afiyetle yiyor. Hemen bize döndü ve ‘Buyrun yiyin’, dedi. Orucumuzu açtık. Şoför bey alt taraftan eğilip birde pide çıkarmaz mı! ‘Buradan da yiyin lütfen, diğer yolculara da ikram edin’ dedi. Yusuf kardeşimle az önce konuştuğumuz üzüm ekmek lafı aklımıza geldi ve Rabb’imin duaları çok çabuk kabul eden isminin tecellisini gördük, “Elhamdulillah.” dedik. Arif
Baklavanın akıbeti ne oldu?
Şanlıurfa’da çalışıyorum. 2007′de Ramazan’da bir arkadaşımla Gaziantep’e arkadaş ziyaretine gittik. Bir gün kalıp döndük. Dönüş akşamı Osman abilerde iftara davetliyiz. Antep’ten nefis bir baklava aldık. İftarda arkadaşlara jest yapacağız.
Arkadaşlardan biri ‘iftara gelmiyorum, bana iki dilim baklava ayırın dedi, ama ‘gelirsen yersin, paketi bozmayız’ dedik. Osman abilere vardık. Yemekler yendi, meşrubat, çay, meyve derken ‘Baklava ne zaman gelecek?’ diye birbirimize fısıltıyla soruyoruz. Sonunda baklavadan ümidimizi kestik ve hayal kırıklığı içinde eve döndük. Evde kalan arkadaş ‘oh olsun’ dedi. Bir zaman sonra Osman abiye baklavanın akibetini sorduk. ‘Mutfakta unuttum’, dedi. Erkan Kulakçı-Şanlıurfa
Trafikte dağıtılan iftariyelikler
Arkadaşlarla beraber iftar yapacaktık. 16.30 gibi uzanmışım. Saat 18.30′da uyandım. Fatih’teydim ve iftara gideceğim yer Anadolu yakasında. İkindi namazımı eda edip bir ümit yetişirim diye arabamla yola çıktım. Trafik felç. Mecidiyeköy’de iken ezan okundu.
İleride yol üzerinde su satan biri vardı. Bozuk para çıkarmaya çalışırken satıcı arkaya doğru gitti ve önümdeki araba ilerlemeye başladı. Ben de ilerlemek zorunda kaldım. Gece sahura da kalkamadığım için karnım çok acıkmıştı ve ben yoldaydım, trafiğin içinde. İçimden dedim ki ‘Ya Rabbi şöyle yolda kumanya falan dağıtırlar ya bazen, keşke öyle bir şey olsa ne güzel olur.’ İçimden bunu geçirdikten yaklaşık 2 dk. sonra bir baktım, yeleğinde ‘Uşşaki Vakfı’ yazan biri bir poşet dağıtıyor. Hemen camı açıp poşeti aldım. İçinde hurma, kek ve su vardı. Afiyetle yedim ve Rabb’ime şükrettim. Ahmet Özkan-istanbul
Pideleri çöpten geri aldım
1989 yılı Ramazan ayında Sivrihisar’da çalışıyordum. İftar yemekleri patronun evinden geliyor ama pideleri biz çalışanlar alıyorduk. Pide alma sırası bana gelmişti. İftara iki saat kala, taze pide yiyelim diye dünden kalan pideleri bir poşetin içine koyup çöpe attım.
Arkadaşlarla muhabbet ederken ezana beş dakika kaldığını gördük. Hemen fırladım pide almak için ama ne fırında ne de bakkallarda ekmek bulabildim. Bu arada ezan da okunmuştu ve arkadaşlar iftar sofrasında ekmek bekliyorlardı. Ümitsizce dönerken çöpün yanından geçiyordum. Attığım pidelerin hala çöp bidonunda durduğunu gördüm. Onları alıp götürdüm ve iftar ettik. O günden sonra artık ekmeğin kırıntısını bile çöpe atmıyorum. Davut Doğuç-Burhaniye
Kadayıf iddiasında telef olduk
Sene 1997. Yer Yozgat. Zanlılar İsmail abi ve talebeleri. İftara gittiğimiz ev sahibi, ‘öğrenciler kimin kadayıfını beğenecek bakalım?’ diye eşiyle iddiaya girmiş. İkisi de bir güzel kadayıf yapmış; ama abi kadayıfa acımamış. Ordu gelecek sanmış.
Eşi de harika yapmış ama sofrada abi oturduğundan ve bize ‘beni eşime rezil etmeyin’ dediğinden ve bunu İsmail Yalçın abi duyduğundan, hepsini yemek zorunda kaldık. Ben perişan oldum. Eve geldik, bir de görelim. Evde de İsmail Bozdağ abimiz bugün arkadaşlara Bingöl kadayıfı alayım demiş. Hâlâ kadayıfla aramda sıkıntı var. Ziya Akyürek- Kocaeli
Akşam sabah patates
1993′te Amasya’da öğrencilik yıllarımız, arkadaşlarla beraber evde kalıyoruz. Bir arkadaştan aldığımız borç para ile elli kilo patates almıştık. Sabah kahvaltısında yumurtalı patates, öğlen ve akşam yemeklerinde patates yemeği.
Bu şekilde bir hafta kadar idare ettik. Yemek sırası gelen arkadaş salona gelip, “Arkadaşlar bugün yemekte ne var biliyor musunuz?” dediğinde hep bir ağızdan ‘patates yemeği’ derdik. Mübarek Ramazan geldiği gün iftara yakın ne yiyeceğiz diye düşünürken kapımız arka arkaya çalmaya başladı. Aman Allah’ım herkes bir şeyler getiriyor. Sonsuz şükürler olsun Rabb’ime.
‘Abdest suyu ısıtayım’ derken
Ramazan ayının kışa denk geldiği zamanlarda 7-8 yaşlarındaydım. Ailece iftar yapmış, teravih namazına gitmek için hazırlanıyorduk. Havalar soğuk olduğu için soğuk su ile abdest almak istemedim. O anda sobanın üstünde su ısıtmayı düşündüm. Soba biraz yavaş yandığı için suyun ısınması gecikir diye içinde köz olan sobanın içine biraz odun attım, üstüne de gaz yağı döktüm. Soba birden alev aldı. O esnada kaşlarım, kirpiklerim, saçlarım da yandı. Sobanın gümleme sesini duyan annemler diğer odadan hemen koşarak geldiler. Yüzüm öyle bir hal almıştı ki, Afrikalılar gibi simsiyah olmuştum. Sonra hastaneye gittik. Saçlarım, kaşlarım, kirpiklerim yerine gelinceye kadar şapkayla dolaşmak zorunda kalmıştım. Ümit Yeşildağ-Denizli
İftardan sonra gelen pideler
Geçen sene Diyarbakır’da öğrenci arkadaşlarla iftara davetliydik. Ev sahibi ablanın küçük bir çocuğu da olmasına rağmen bizim için hazırlık yapmıştı. Biz epey yemişken ve ekmeği de bitirmişken geride kalan diğer arkadaşlar gelmesin mi! Abla bir taraftan çocuğuyla ilgileniyor, diğer taraftan yemek az kaldığı için sofradakileri nasıl doyuracağını düşünüyordu. Durumdan haberi olmayan sofradaki iştahlı bir arkadaşımız, “Ekmek yok mu ya, ekmek uzatsanıza arkadaşlar” diye söylenince abla iyice telaşlandı. Tam o sırada kapı çaldı, ben açtım. Bir adam “Mevlidimiz vardı, komşulara dağıtıyoruz.” diyerek elindeki pideleri uzattı. Ne diyeceğimi bilemedim. İftar yemeği biterken ve herkes doymuşken dağıtılması anormaldi. O akşam şaşkınlık, sevinç ve şükrü aynı anda yaşadık. Yemekler arttı bile! Zeynep Yörük-Ankara
Gerçek sofra duası hangisi?
Sene 1996, lise son sınıftayım. arkadaşlarla bir hayırseverin iftar davetine katıldık. Yemekten sonra sofra duasını okumam istendi. Ben de yeni ezberlemiş olduğum ‘Salaten Tüncina’yı okuyuverdim, zaten pek kimse bilmez diye düşünmüştüm. Hakikaten de ev sahibimiz bilmiyormuş. Daha sonra akşam namazını kıldık. İmam farzdan sonra Salaten Tüncina’yı okuyunca ev sahibimiz ‘Hocam namazdan sonra neden sofra duasını okudunuz?’ diye sordu. Bu durumu açıklamak epey zor oldu. Tabii ben de o günün akşamında gerçek sofra duasını ezberle(ttiril)dim. Oktay Kemal-Batman
Dolunayda sarma konservesi
2003′te Ramazan ayında, vatani görevim için Osmaniye’de bulunuyordum. Gece görevdeydik. Dolunay vardı. Saat 02.30-03.30 gibi kumanyama yönelmiştim. Ancak o anda elimde olan konserveyi açmak için konserve açacağı gerekiyordu. O dolunayda, çakı ile aralıktan parçalayarak çıkardığım sarma konservesi, yediğim en güzel yemek olarak zihnimin kayıtlarına geçti. En olumsuz anda bile, zor olan her şey Ramazan bereketi ile güzelleşti.. Mehmet Çelik-Bağcılar
Maça mı, camiye namaza mı gitsem?
Türkiye-Estonya maçının olduğu akşam iftardan sonra baktım biraz yorgunum. Milli maç da var. Maç saat 21′de. Yatsı ezanı 21.06. Maçla namaz çakışıyor.
Nefis bu ya, bahanem de var, yorgunum!!! Aklıma koydum, maça gideceğim. Tam evden çıkarken 4,5 yaşındaki oğlum Muammer, ‘Baba nereye gidiyorsun?’ dedi. Oğlum sorunca her akşam ‘namaza gidiyorum’ diyordum. O akşam da ‘maça gidiyorum’ diyemedim. ‘Namaza gidiyorum oğlum.’ dedim. Evden çıktım. Tam maçı izleyeceğim kafeye yönelirken oğlumun sorusu aklıma geldi. Maça gidersem ona yalan söylemiş olacaktım. Ve camiye gidip namazımı eda ettim. Çıkışta 2. yarı için vakit vardı ve izledim. Allah razı olsun senden oğlum. Tertemiz kalbinle beni camiye sevk ettin. Özgür Birdal-İstanbul
İftara davet ettiğini unutmuş
1997′de Kazakistan’ın Almata şehrindeyiz. Mustafa hocam iftara davet etti. Çoluk çocuk gittik. Biraz gecikmişiz. Tam iftar saatinde kapıyı vurduk. Üç beş saniye geçti, kapı açılmadı. Bir daha tıklattık. İçeriden telaşlı sesler geliyor ama kapıyı açan yok. Bir iki dakika daha geçti, Mustafa hocam kapıyı açtı. Ama yüzü kıpkırmızı, üstelik üzerinde ev kıyafeti var. Zaten utangaç bir hali vardı, mahcubiyetinden konuşamıyor mübarek. Meğer bizi davet ettiğini unutmuş. Evde iftar hazırlığı yok. İçeriye girdik, sofraya baktım, içim yandı. Biz esnaflar olarak soframızda bir kuş sütümüz eksikken hocamın sofrasında 1 kase çorba, küçük bir tavaya iki yumurta kırılmış ve yumurtanın içinde fındık büyüklüğünde 3 tane köfte. Tabii unutmanın mahcubiyetiyle bir telaş bir telaş. Aksiliğe bakın; evde pirinç yok, bulgur yok. Ben ne kadar “hocam önemli değil” desem de hemen dışarıya çıktı, pirinç aldı geldi, alelacele yenge pilav yaptı. Hayatımın en mükemmel iftarını yaptım o akşam. Orada yaşadığım manevi havayı anlatmak imkansız. Yaşamak lazım. Mecit Mican
Türklere boş mideyle gidilir
Almanya’nın küçük bir şehri olan Altenkirchen’de 1998′de çocuklarımızın devam ettiği ilkokuldaki müdür ve öğretmenlerini iftara davet etmiştik. Davete olumlu cevap veren müdür ve öğretmenler, gelmeden önce bir Türk aileye giderken ne götürülebileceğine dair arkadaşlarına sormuşlar. İftar soframızı gören okul müdürü Bay Lohmaier, “Ben Türklere ne götürüleceğini bilmiyorum fakat boş bir mideyle gidilmesi gerektiğini biliyorum.” diyen arkadaşının haklılığını tasdik etti. Tatlı bir iftar sofrasında farklı kültürlerin bir arada olabileceğini anlatan güzel bir hatıraydı. Nizamettin Yılmaz-Altenkirchen
Peynir ekmek ne büyük nimetmiş
Antalya’da öğrenciyiz, yıl 1996. Bir hayırsever tarafından iftara davet edildik. 8 arkadaş, ezana 10 dakika kala evin zilini çaldık. Ev sahibi bizi görünce çok şaşırdı, ‘buyurun’ dedi ama sesi iyi değildi. Salona girince olayı anladık. 10 kişilik başka bir grup sofradaki yerlerini çoktan almıştı. Davetler çakışmıştı. Ev sahibini zorda bırakmamak için yanlış geldiğimizi, çok yakında başka bir eve davetli olduğumuzu söyleyerek hızla oradan ayrıldık. İftar saati yollarda ne dolmuş, ne taksi var. 2 saat sonra zor eve geldik. O gün peynirin, zeytinin ve ekmeğin ne kadar mükemmel nimetler olduğunu keşfetmiştik… Alper Terzi
Sahur bir uçan daire mi yoksa
Sanırım 6-7 yaşlarındaydım. Ramazan ayı geldiğinde annemle babam sahura kalkmak gibi bir kavramdan bahsediyorlardı. Ben de sahura kalkmanın ne demek olduğunu bilmiyordum. Hani çocuklar bilmedikleri kavramları somutlaştırarak anlamaya çalışırlar ya, ben de sahura kalkmayı şu şekilde düşlemişim: Gece aile bir araya toplanıyor, uçan daire gibi bir araca binip gökyüzüne yükseliyorlar. Sevim Ercan
Koş geldin ca ramadzan
Kırgızistan’ın Issıkgöl bölgesindeki tombul yanaklı, çekik gözlü Kırgız çocuklarının Ramazan ayına ait bir sevinci vardır: Ellerinde poşetlerle ev ev dolaşıp ‘Ca Ramadzan’ söylemek; karşılığında da şeker, bisküvi, çikolata ve cep harçlığı almak. Görev yaptığım Hüseyin Karasayev Lisesi’nde, 1999 yılında etütleri kontrol ederken baktım ki, 11 B sınıfı yok. İlk başta anlam veremedim. İkinci etüdün sonunda bizim 11 B’liler ellerinde gitarla okula girdiler. ‘Neredeydiniz? İzin almadan nereye gittiniz böyle?’ dedim. ‘Hocam, biz cep harçlıklarımızı çıkarttık.’ dediler. Meğer Türk öğretmen arkadaşların evlerini bir bir dolaşıp gitarla Ca Ramadzan söylemişler. Recep Kaçmaz-Denizli
Alkışlar Tiyatromeva’ya
13 kişilik amatör bir tiyatro grubuyuz. İsmimiz Tiyatromeva. Olayın geçtiği yer bir tiyatro sahnesinin kulisi, oyunun ismi ise Yanmak Vakti. Tüm oyuncular kostümlerini giymiş, makyajlarını yapmış hazır bir şekilde başlama saatini bekliyoruz. Hepimizde heyecan dorukta, salon dolmuş. Tam bu sırada dışarıdan güzel bir ezan sesi geldi. Oyunun başlamasına 10 dakika var. Öyle bir ikilem oluştu ki, eğer oyuna başlasak namaz kazaya kalacak, namaza başlasak oyun gecikecek. Bir an düşünüp hemen karar verdik. Kostümler üzerimizde akşam namazını eda ettik. Oyuna 5 dakika geç başladık ama aslanlar gibi hiç hata yapmadan sahneledik. Ali Özcan-Gaziantep
Son gelen kimdi?
Kütahya’nın Emet ilçesinde birkaç arkadaş aynı evde kalıyorduk. Bir gün çok sevdiğimiz Ahmet ağabey iftara davet etti. Ezana 10-15 dakika kala eve vardık. Kapıdan en son giren bendim. Tam kapı kapanırken birisi ‘Bir dakika!’ deyip benimle içeri girdi. Ben onu ev sahibinin tanıdığı veya bizim gibi bir misafirdir diye düşündüm. Yemekten önce az bir sohbet ettik. İftar sofrası harikaydı. Son olarak yemek duası edelim dedik. Bizimle beraber içeri giren kişi hemen atıldı “Ey bizi nimetleri ile perverde eden sultanımız!” diye başladı duaya. Bitince müsaade istedi ve gitti. Ev sahibi onu uğurlayıp dönünce bize ‘Bu arkadaş kimdi, tanışamadan gitti.’ dedi. Birbirimize bakakaldık; çünkü onu biz de tanımıyorduk. Ramazan Sarı-Fethiye
Büyük ahşap evdeki sahur
6 yaşlarında bir gece Salih amcamlarda yatıya kalmıştım. Köyde büyük ahşap bir evde oturuyorlardı. Yaklaşık 15 kişinin oturduğu genişçe bir aileydiler. Misafir olduğum için beni sahura sanki bir bayram sabahına uyandırır gibi uyandırdılar. Çok şaşırmıştım bu ilgiye. Hep birlikte ahşap evin büyük odasına kurulan yer sofrasında sahur yemeği yenildi. Yemekten sonra Salih amcam beni pencereye götürdü. Birlikte sabah ezanını bekledik. Aile fertleri ilkokul mezunuydular fakat sanki birer pedagog gibi çocuk yaşıma uygun davranarak bu sahur vaktini benim için unutulmaz bir anıya çevirmişlerdi. O avlusu taşlarla döşeli büyük ahşap ev yok artık. İçinde oturanların her biri bir yere göç ettiler. Seyyit Ünal
Yurdun bulaşıkçısı kayboldu
Ailemin yanında tatil yapıyor olmam gerekirken yemek dağıtmaya yardım etmek için yurda geldim. 600 kişilik iftar yemeği dağıtıyoruz. Ayrıca sefer taslarıyla yemekleri durumu iyi olmayan hasta ve yaşlıların evine yardımsever insanlar götürüyor. Ben de onlara yardım ediyorum. Yurdun bulaşıkçısı ilk gün o kadar sefer tasını ve tabildotu görünce ‘Bunları ben mi yıkayacağım?’ dedi. ‘Evet’ denilince 5 dakikalık hava almaya çıktı ve gidiş o gidiş. Bu yüzden teravih namazını kıldıktan sonra saat 11.30′da bulaşığa başlıyor, 02.00′de ancak bitirebiliyoruz. Benim Ramazan’ım da böyle bereketli geçiyor. Mehmet Özalp / Aydın
Rabbim mahcup etmedi
1998 yılının Ramazan ayında Erzurum’da öğrenciyken devlet yurdunda kalan arkadaşları kaldığımız eve iftara davet ettik. Arkadaşlar geldiğinde iftara yarım saatten fazla vardı ve henüz yemekler hazır değildi. Bu esnada hiç ummadığımız bir aksilik oldu ve tüpümüz bitti. Tüpçüye de bir türlü ulaşamadık. Arkadaşlara mahcup olmak bizi rahatsız ediyordu. Üst katta oturan komşumuzdan piknik tüpü istemeyi akıl ettik. İsteğimizi anlatınca komşumuz, ‘Sizi Allah gönderdi, bu akşam misafirlerim gelecekti ama az önce iftara gelemeyeceklerini söylediler. Alın, yemeklerin hepsi sizindir.’ dedi. O an ne kadar mutlu olmuş ve Rabb’imize bizi arkadaşlarımıza karşı mahcup etmediği için şükretmiştik. Celalettin Tutkun / İzmir
Saat farkıyla uzayan oruç
1999′da Kazakistan’da üniversitede öğrenciyiz. 15 günlük tatil için Türkiye’ye gelmek üzere üç arkadaş uçakla yola çıktık. Seferi olsak da orucumuzu tutmaya karar verdik. O gece sahura kalkamadık. Öğlen 12.00 gibi uçağımız hareket etti. Açlıktan krize girmek üzereyiz ama az kaldı uçak insin iftarı ederiz hayaliyle dişimizi sıkıyoruz. Atatürk Havalimanı’na indik ama iftar vakti değildi bilakis güneş tam tepedeydi. Türkiye, Kazakistan’dan saat dilimi olarak 4 saat gerideydi ve yolculuğumuz tam 4 saat sürmüştü. Bu yüzden Türkiye’de de saat 12.00 idi. O gün fazladan 5 saat daha oruç tutmuş olduk. Vecdi Sıltu / Antalya
Durakta bekleyenlere iftarlık
İftar vakti yaklaşmıştı. Ezana birkaç dakika kala otobüs durağında iki kişi gördük. Top atıldı yemeğe başladık. Yol çok sessizdi. Annem dayanamadı ve bir kaba yemek, 1 şişe su ve iki bardak koydu. Babamla gittik ve duraktakilere verdik. İlk önce yemeye tereddüt ettiler ama sonra yediler. Yarım saat içinde otobüs geldi ve gittiler. Bu olayı Ramazan’ın ilk gününde yaşamıştık. Bir daha da durakta iftar vakti kimse olmadı. Belki onlara yemek vermeseydik vicdan azabı çekecektik. Ahmet
On günde beş kilo aldım
5 öğrenci arkadaşız. İftara kadar bir hayli acıkıyoruz. Davet edildiğimiz her iftara gidiyoruz. Gittiğimiz evler bizi daha kalabalık beklerken beş arkadaş gidince çok sinirleniyorlar, haklı olarak. On günde tam beş kilo aldım. Çünkü iki kişilik yemek zorunda kalıyoruz. Şimdiden iki kişilik olduk. Mustafa Ünal / Üsküdar
Maklube tenceresini nasıl açarsınız?
Bir akşam arkadaşlarımı iftara çağırdım. Menüde meşhur yemeğimiz maklube ve çorba var. Başka da bir yemeğe gerek yok tabii. Fakat iftardan önce, aç olduğumdan mıdır nedir bilmiyorum, tencereye koyduğum malzemeler gözüme az gözüktü. Biraz daha pirinç ekleyeyim dedim. Ezan okundu, çorbalar içildi fakat tencerenin kapağını bir türlü açamadık. Akşam namazı, tesbihat derken tencerenin kapağını ancak çekiç ve tornavida yardımıyla açabildik. Biz maklubeyi yerken yatsı ezanı okunuyordu. (Selim Uysal)
İyiliğin karşılığını birebir aldım
Bir Ramazan ayında arkadaşlarla dışarıda iftar açmayı kararlaştırmıştık. Lokantanın önünde yaşlı bir amca iftarda verilecek ücretsiz çorbayı bekliyordu. Hali perişan, durumu çok kötüydü. Garsonlardan birini çağırıp ona çorba, döner ve herhangi bir tatlı vermelerini, ücreti ödeyeceğimi söyledim. İftar oldu. Dışarıda amcaya yemeği verildi. Bu olaydan bir-iki hafta sonra evde tek başıma ateşler içinde oruçlu bir şekilde yatıyordum. İftara yarım saat kalmış, mutfağa gidip su ile açmaya bile mecalim yoktu. O esnada telefon çaldı. İki alt sokakta oturan arkadaşım hiç oruç tutmaz ama o gün tutmuş ve benim gibi evde yalnızmış. Beni iftara çağırdı. Halimi anlattım. Ezan okundu ve kapı çaldı. Arkadaşım, o gün yaptığı yemekler güzel olmadı diye gelirken mahalledeki bir lokantaya gidip çorba, döner ve fırında sütlaç almış. Garsonun yaşlı amcaya verdiği de tatlı olarak sütlaçtı. Bire bir karşılığını aldım.
Unutkanlığın da bu kadarı olur mu?
Ramazan Bayramı’nı eşimin ailesinde geçirmek için şoförlükte acemi olduğumdan yanımıza bir arkadaş alarak eşim ve kızımla yola koyulduk. Arabayı otobana geçince ben kullanmaya başladım. Hem oruçlu, hem acemi olduğumdan çok stresliyim. Gaz almak için bir tesise girdik. Eşimle kızım oyuncak bakmak için indi. Biz gaz aldıktan sonra arabaya binip muhabbet ederek yola koyulduk. 15 dakika gitmiştik ki bir telefon geldi. İlk önce sesi tanıyamadım. Sonra tekrar telefon çaldı. Telefondaki ses nerdesiniz, diyor. Bir baktım bu eşimin sesi. Hemen arkaya döndüm, kimse yok. Meğer eşimle kızımı dinlenme tesisinde unutmuşuz. (Hasan Şen / Osmaniye)
Rüyalarıma giren sahur nöbetleri
Üniversiteyi kazandığımın birinci yılıydı. Kütahya’da 5 arkadaşla bir evde kalıyorduk. İlk kez ailemden uzak bir Ramazan geçirmenin burukluğu olsa da arkadaşlarla samimi bir ortamda olmak ayrı bir sevinç veriyordu. Tabii sahurları sırasıyla hazırlıyorduk. Genelde benim nöbetçi olduğum günler sahur yapıyorduk, diğer günler yapamıyorduk. Ramazan bu şekilde geçti. Bayram için memlekete yola çıktım. Otobüste uyumuşum. Adana’ya gelmişiz. Muavin beni uyandırmak için sırtıma dokunduğunda ‘abi ben nöbetçi değilim diğer arkadaş nöbetçi’ demişim. Uyandığımda ise, ‘Beyefendi Adana’ya geldik’ diye bir ses duydum. (Abdurrahman Gökçeli)
Aynı eve iftara gitmeye utandık
Konya’da öğrenciyiz. Ezan ya biz tramvaydayken ya da eve girer girmez okunuyor. Sınıftan da Konyalı bir arkadaş var, bizi üç kez iftara davet etti. Bir gün de biz onu davet edelim dedik ama daha eve gelmeden ezan okundu. Arkadaşın evi de bizim eve yakın, bize gidelim, diye ısrar ediyor. Biz de yok evde ayarlarız diyoruz, pide alıyoruz. Evde halihazırda olan hiçbir şey yok aslında ama utandık dördüncü kez evlerine gitmeye. Eve geldik, hemen çay suyunu en yüksek ateşe, buzluktaki sucuk içini de tavaya koyduk. O çay 10 dakikada nasıl demlendi, o buzlu sucuğun içi nasıl pişti anlamadım ama süper bir iftar oldu. (Beyza / Kayseri)
Oruçluya İlahi ikram
Avustralya’nın Sydney şehrinde yaşıyoruz. Önceki gün eve biraz erken dönüp iftar öncesi hazırlıklara yardım etmek istedim.
Yolda, daha önce tanıştığım Türk kebap dükkânı sahibine selam vermek arzusu doğdu. İşyeri sahibi dükkânı satmış ve yeni sahipleri, kebap satışı dışında eskisinden farklı olarak pide çeşitleri de yapmaya başlamışlar. Aslında evde yemek vardı, ama yeni sahiplerine alışveriş yaparak bir hayırlı olsun demek için pide yaptırdım. Evde kapıyı, ortaokul ikinci sınıfa giden kızım açtı. Elimdeki pideleri görünce sevinçle, “Baba!” dedi. “Biliyor musun bugün okulda Müslüman olmayan arkadaşlarım yanımda böyle tavuklu, etli, kaşar peynirli pizza yerken canım öyle çekmişti ki, çok teşekkür ederim…” İftar saatinde çok duygulandım. Demek ki, Allah hiç aklımda yokken, kızımın oruçlu haldeyken içinde bulunduğu hal duasını kabul etmiş. (Murat – Sydney)
Taşındığım ilçede ilk teravihim
Öğretmenlikte ikinci görev yerim olan Bandırma’ya yerleştiğimde Ramazan ayı girmişti. Eşyaları taşımış ve en yakın camiye teravih için gitmiştim. Camiye vardığımda cemaati de çok kalabalık bulmamış ve bir anlam verememiştim. Meğer Bandırma’nın hatimle teravih kılınan camisiymiş. Daha sonra bu ilçeden evlenip çoluk-çocuk sahibi oldum ve o camiye yine bir Ramazan’ın son günü giderek Ramazan’ı bu camiden uğurlamak istedim. Ama namaz bana öyle uzun ve yorucu geldi ki. Hatta bir ara dışarı çıkıp abdest tazeledim. Namaz sonrası bendeki sıkıntıyı fark eden amcalardan birinin açıklaması şöyleydi: “Evladım, bu yıl Ramazan 29 çektiği için bu akşam iki cüz birden okundu.” Size bir ipucu: Bu yıl mübarek ay 30 çekiyor… Rahat rahat hatimle teravih kılmaya gidebilirsiniz. (Bilal Ezilmez)
Meğer iftar başkalarınaymış
Ankara’da üniversite öğrencisiyiz. Bir arkadaşım bir otelde öğrencilere yönelik iftar olduğunu söyledi. Otele gittik ve bir masaya oturduk. Ezanla oruçlarımızı açtık, yemeklerimizi yedik. Yemekten sonra çevremizdekilerin hiçbirinin Türkçe konuşmadığını fark ettik. Meğer iftar programı yabancı öğrenciler içinmiş. Görevliler bizim yanımıza gelerek nereli olduğumuzu, ismimizi vs. soruyorlar; fakat biz çaktırmamak için ne dediklerini anlamamış gibi garip hareketlerle durumu kurtarmaya çalışıyoruz. Görevlilerin masadan ayrılmasıyla gülerek hızla salondan ayrıldık. (T. Öztürk – Çanakkale)
Arabanın frenleri boşaldı
Kütahya-Tavşanlı’dan İnegöl’e iftara gidiyoruz. Dualarla başladımız yolculuk Kur’an-ı Kerim’le devam etti. Dağlık bir alanda ilerlerken birden arabanın frenleri patladı, araba sağa sola yalpalayarak ilerliyor, ha devrildi ha devrilecek. Bir tarafımız da uçurum. Bu şekilde virajlardan devrilmeden geçtik ve nihayet durduk. Arabadan indik, ağlayanlar, birbirine sarılanlar. Hafif yağan yağmurla birlikte ezan sesi duyuldu. Araba o haldeyken karşımıza hiçbir vasıtanın çıkmaması da ayrı bir lütuftu ve Ramazan’ın hürmetineydi. (Arif Koşar – Çanakkale)
Merak etme, seni kimse görmez!
İşyerinden çıkarken Alman işyeri sahibiyle karşılaştım. Biraz yorgun gözüktüğümü söyledi. Ben de oruç tuttuğumu ve gün boyu hiçbir şey yiyip-içmediğimi söyledim. Bana, “İşyerinde yiyebilirsin, seni kimse görmez.” dedi. Ben, “Ama Allah görüyor.” dedim. O bana “Ah Mensch!” dedi. Sigortaların bulunduğu küçük ve karanlık odaya girip kapıyı kilitlememi ve orada yiyip içebileceğimi tekrarladı. Ben o gün eve giderken bu insana Allah’ı nasıl anlatabileceğimi düşündüm. (Faruk Yangöz – Münih)
Allah’tan gelen hediye
Üniversite 1. sınıftaydım, arkadaşımla eve döndüğümüzde yağmurdan sırılsıklam ıslanmıştık ve evde kimse yoktu. Dolapta sadece 1 yumurta vardı. Krep yapmaya karar verdik; ama beceremedik ve yumurtayı yaktık. O sırada elektrikler kesildi ve ezan okunmaya başladı.
Ve evde mum da yoktu. Üst katta oturan ev sahibimizden mum istemeye karar verdik. Pek anlaşamıyorduk, bizi sevmediklerini düşünmüştük. Cesaretimizi toplayıp kapıyı çaldık. Ev sahibi bizi iftara davet etti ve girmezsek darılacağını söyledi. Çok ısrar etti. Mahcup bir şekilde girdik. Harika bir sofraydı. Hem karnımızı doyurduk, hem de samimi komşular edinmiş olduk. Ondan sonra muhabbetimiz hiç kesilmedi. (Esra Kul, İstanbul)
Süper teyze
Ramazan ayında sahur hazırlamak öğrenciler için epey zor bir iştir. Ama biz çook şanslıyız. Çünkü süper bir komşu teyzemiz var!..
Bizim için her gece yemek hazırlıyor. Yolunuz Zeytinburnu’na düşerse ve de açsanız o an, çekinmeden bize gelebilirsiniz. Süper teyzemizin yemekleri size de bize de yeter!.. (Orhan Han, Zeytinburnu)
İmdat!
Hanım dedi, öğrenci misafirlerimiz var iftara 10 kişi, gelirken bir tavuk al. Yetmez diye iki tavuk aldım eve geldim. Dedim yemeği bol yap, az olmasın.
Toplam 4 kişi geldi. Üç gündür hanım aynı yemeği ısıtıp ısıtıp yediriyor. İmdat! (Mahmut Özdamar)
Ramazan’ın bereketini yaşadım
Bir çay sohbetinde öğrencilere iftar vermek istediğimi söyledim. O gün geldi ve öğle vaktinde yeğenim “Öğrencileri iftara alacak mısın” diye sordu, ben de “Evet” dedim.
İftar için 15 kişilik yemek yapılmıştı. Akşam vakti kapı önünde gelen misafirleri karşıladım. Ama gelenlerin yeğenimin ayarladığı grup olduğunu anlamıştım ki diğer benim çağırdığım gençler de geldi. Şoke olmuştuk, ev düğün evine dönmüştü. Otantik bir bahçemiz var. Her yere masa attık, hatta evimizin karşısındaki kahvehaneden masa sandalye takviye ettik. İnanın 15 kişilik yemek 35 kişiye yetti arttı bile. Ben bunu Ramazan’ın bereketi olarak yaşadım. Çay faslında o cıvıl cıvıl gençlerin hoş sohbet ve şakalaşmaları ardından (K.Uzlucan Buca-İzmir)
Bana ders oldu
Ramazan’ın ilk günleriydi benden mukabele okumamı istediler. Ben okumam iyi olmadığı kabul etmedim, ama kimse olmadığından mecburen ‘evet’ dedim. Bari hazırlıklı gideyim diye kaçıncı cüzü okuyacağımı sordum, 8. cüz dediler. Ertesi gün bana “Sana yanlış söylemişiz, 7. cüz” deyince ne yapacağımı şaşırmıştım. Evde yaşlı bir teyze “Kızım kulaklarım duymuyor, benim yanıma otur.” dedi. Keşke oturmaz olaydım. Teyze her kelimede benim yanlışlarımı düzeltiyor. Cemaat sıkıldı, zar zor bitirdik cüzü. Ertesi gün cemaatin yarısı yoktu. Üçüncü gün hiç kimseyi bulamadım. Ev sahibi sıkılarak, “Camide mukabele okunuyormuş, herkes oraya gitti.” dedi. Bu bana büyük bir ders olmuştu Kur’an-ı Kerim’imi ilerletmem için. (Hülya Dinçer-Sakarya)
O ağabeyi görünce ‘eyvah’ dedim
Akşehir’de unutulmaz dostlar ve hatıralarkazandım. Biri şöyle: Kaldığımız evin üst katında oturan ağabey arasıra alkol alırdı. Bir keresinde sorun da yaşamıştık. Bir gece yarısı kapı çaldı. Mercekten baktım kim diye… O ağabeyi görünce “eyvah” dedim. Kapıyı açtım elindeki tepsiyi uzattı, “Buyrun, afiyetle yiyin!” dedi. Şaşırmıştım ve bir o kadar da memnun olmuştum. Tepside yoğurt ve Akşehir’in meşhur tahinli pidesi vardı. ‘Allah razı olsun!’ diyerek aldım tepsiyi. Ama o gece yemek nasip olmadı hiçbirimize. Çünkü biraz kestirmek için uzandığım yerde uyuyakalmışım. (Ömer Şahinli)
Bizim de kapımız çalındı ya!
Ramazan ayı geldiğinde Ramazan Hatıraları bölümünü okur ve içlenirdim. Oturduğumuz muhitte ne bir aç insan gelir, ne de birine yemek götürme imkânı vardı. Hep o hatıra köşelerine bakar duygulanırdım. Tam iftar vakti yemekler sofrada ezanı beklerken bir sms geldi, “Bir iftar da siz verin, iftar yazıp gönderin.” diyordu. Rabb’ime çok şükürler olsun, bir şekilde kapımız çalındı ya!.. (Mustafa Göktaş – Başakşehir, İstanbul)
Ramazan’ın karıncasını bile özlemişim
Geçen Ramazan-ı Şerif ayında teravihi camideki karınca arkadaşlarımla kıldım. Her defasında secdeye yaklaşırken aynı hizada illa bir karınca bulunur beni yalnız bırakmazlardı. Tam alnımla ezeceğim derken bir santim uzaklaşırlardı.
Teravihler bitene kadar böyle devam etti. Bu sene de ”Cami temizlendi, acaba aynı şey olacak mı?” diye düşünüyordum. Baktım, ilk teravihte bir karınca yine alnımı koyacağım hizada duruyor. O anda Ramazan’ı her şeyiyle, karıncasıyla bile ne kadar özlediğimi fark ettim. (Öznur Duman)
Öğrencilerim, çorbadan başka yemek yok sanmıştı
Tokat’ta üniversitede okurken ilköğretim ve lise öğrencilerinin kaldığı bir yurtta belletmendim. İftara bir saat kala bir eve davet edildik. 7-8 öğrencimle gittik. Öğrencilerim çok heyecanlıydı. Hepsi köyden geldiği için bu tür davetlere hiç katılmamışlardı.
Çorbalar geldiğinde yanımızda dilimlenmiş bir tepsi ekmek vardı. Ezan okundu. ‘Çorbayla ekmeği biraz az yiyin’ diyecektim ki ne göreyim, sofrada ekmek kalmamış. ‘Çok acıktık, başka yemek yok diye doymak için bol ekmek yedik.’ dedi çocuklar. Biraz sonra ana yemekler getirildi. Fakat herkes doymuştu. O gün güzelim yemekler ve tatlılar öylece kaldı. Meğer, kendi evlerindeki sofralarda tüm yemekler ortaya gelir, herkes dilediğinden yermiş. Sofraya oturulduğunda çok fazla kalkılmazmış. (Yusuf Altınsoy – Aksaray)
İftarda gelen balık
Üniversite 1. sınıfta beş arkadaş aynı evde kalıyorduk. Ocak ayında çok soğuk bir Ramazan gününde evimizi taşıdık. İftara az bir zaman kalmıştı. Dolaptaki balık bozulmasın diye hızlıca pişirelim dedik. Balığı kızarttık, fakat çok ağır bir koku sarmıştı, yenecek gibi değil.
Maalesef balığımız zaten bozukmuş. Ne yapacağımızı düşünürken kapı zili çaldı. Karşı komşu elinde bir tepsi ile geldi. ‘Çocuklar hoş geldiniz, size iftarlık bir şeyler getirdim.’ dedi. Tepsinin kapağını açtığımızda nefis bir balık kızartma bizi bekliyordu. Teyzeye sonsuz teşekkürler, teyzeyi gönderen Rabb’imize sonsuz hamd ettik. (Ahmet Karakaş)
Almanya’nın kasvetli havasına aldandım
1987 yılında Almanya’da tek başıma yaşadığım ve orucu da yeni tutmaya başladığım günlerdi. Hava bulutlu ve koyu bir kasvet vardı.
İşten geldim, yemek hazırladım. Oruç olmanın ağırlığı da üzerime çökmüştü. İkindi namazını kılıp biraz uzandım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum uyandım ve paniğe kapıldım. Ortalık kararmıştı. Ezan vaktinin girdiğini zannedip orucumu açtım. Ama biraz sonra havanın o kasveti beni uyarırcasına açtı ve güneş gözüktü. Ne yapacağımı şaşırdım. O günkü orucumu Ramazan’dan sonra kaza ettim. (K. Bulut- Eski gurbetçi)
‘İki tencere yemek bana yetmez’ demiştim
İlkokul 3 ya da 4. sınıfa gidiyordum, ilk orucum olacaktı o gün. Annem ısrarla ‘öğlen ye, yarın da öğlene kadar tutarsın ben ikisini diker bir tane oruç yaparım sana’ demesine rağmen, ilk orucumu tam tutmakta kararlıydım. Akşamüzeri iki tencere yemeğin bana yetmeyeceğini, dört tencere yapmasını söyledim anneme.
İftarda tencere değil ama dolu dolu iki tabak yiyince asıl sıkıntı başladı. Karın ağrısından duramadım. Annem banyoda dakikalarca karın ağrım geçsin diye karnımı ovaladı. O gunden sonra oruçlarımı öğlene kadar tuttum, sonra anneme diktirdim. (Atilla Barsan – Mersin)
Çorbayı çok yapmıştım ziyan olacaktı
Yeni evlendiğim zamanlardı. Yemek yapıyorum ama iki kişilik yapmayı bir türlü beceremiyorum, o akşam da iftara çorba yaptım, koca bir tencere oldu. İftara az kalmıştı, eşim de henüz gelmemişti. Bu kadar çorbayı ne yapacağım, artan çöpe gidecek, diye üzülürken kapı çalındı. Kucağında bebeğiyle genç bir kadın, “yemeğin var mı, açız” dedi. İlk defa biri kapımı çalıp benden para yerine yemek istedi.
Olmaz mı, dedim. Koca bir kavanoza çorbayı doldurdum, yanına da ekmek koyup verdim. “Allah senden razı olsun” dedi. Kapıyı kapatınca para da niye vermedim diye pişman oldum, kapıyı hemen tekrar açtım ama yoklardı, salonun camına koştum, bekledim apartmandan çıkmadılar. (Tülay Gölresan – İstanbul)
Ben büyüyünce oruç tutmayacağım, çünkü…
Bir gün öğrencilerimden birisi, “Öğretmenim ben büyüyünce oruç tutmayacağım.” dedi. Neden böyle düşündüğünü sordum. O da bana annesinin ve babasının oruçluyken çok sinirli olduklarını ve bundan dolayı kendisinin çok üzüldüğünü söyledi ve ben büyüyünce sinirli olmak istemiyorum diye ekledi.
Öğrencimin bu sözleri ile oruç ibadetinin yalnızca yememek ve içmemekten ibaret olmadığını ve bu mübarek ayda çevremizdekilere karşı müşfik olma gerekliliğinin farkına vardım. (Serpil Şahin- Giresun)
Bir sıcak çorbanın hatırı
Edirne’de iftarımızı kraker ya da tostla yapmak zorundaydık. Bu iftar bir değişiklik olsun deyip; üç arkadaş dersten kaçtık. Öğrenciler için uygun fiyatlı olan bir yere gittik. Ay sonuydu ve elimizde sadece patates kızartması alabilecek kadar para vardı.
Kafenin sahipleri kendilerine sofra kurmuşlardı ve sofranın ortasında buram buram tüten çorba vardı Hemen patates kızartması istediğimizi söyledik; ama bizim önümüze sıcak çorba kasesi ve salata geldi. Gözlerimiz dolu sıcak çorbaları yudumlarken o aileye de dua etmeyi sürdürdük. (Hilal Metin, Manisa – Soma)
Ev sahibimiz Fatma Teyze
Yıl 1986. Giresun Eğitim’de öğrenciyiz. Gazi İlköğretim Okulu yakınlarında eşi subay emeklisi ve vefat etmiş Fatma teyzenin kiracısıyız. İftar hemen hemen ders bitimi.
Eve koşarak geliyoruz. Odada masanın üzerinde büyük boy bir tencere nefis bir yemek. Bütün Ramazan bu böyle devam etti. Oldukça yaşlı olmasına rağmen o kadar güzel yemek yapmasına hayret ederdik. Verdiğimiz kiradan kat kat fazla masraf ederek biz evlatlarını hiç aç koymadı. Bizden sadece eşi için dua istedi. Bir okul müdürüyüm ve 23 yıldır hem ona hem eşine dua ediyorum. 22 yıldır da her Ramazan’da aynı onun yaptığını yapmaya çalışıyorum. (H.Özcan – Kastamonu)
5 kişilik iftar yemeğini tek başıma yedim
Ankara’da üniversiteye hazırlanan beş arkadaş bir evde kalıyorduk. İki arkadaşımız oruç tutmuyordu. Oruç tutmayan iki arkadaş iftar saatlerinde evde olmuyorlardı. Diğer iki arkadaşı da akrabaları iftara davet etmişlerdi. Evde yalnızdım. Yan komşularımız bize beş kişilik iftar yemeği hazırlamış.
Komşulara çok teşekkür ettim (yalnız olduğumu söylemedim). Vakit girince tepsinin etrafında her bir arkadaşımızın hizasına oturarak onların yerine de yedim. O güzel komşularımıza yıllardır dua ediyorum. Allah iftarla başkalarını sevindirenlerden razı olsun. (İsmail Etem Karabacak – Almanya)
Alıntı: Zaman